Kültür & Sanat

Bir adam ve bir akordeon: Mario Batkovic

Geçen yıl, Salon İKSV’ye teşrif ederek akordeon performansıyla müzik ahalisinin kalbini fetheden Batkovic, bu defa 11 ve 12 Ekim’de, iki gecelik mesaisiyle huzurlarımızda olacak. Güzergâh ise İstanbul, Salon İKSV…

Hannover’da lisans, Basel’de oda müziği doğaçlamasına ilişkin yüksek lisans eğitimleri alan, İsviçre’de birçok grupla sahneye çıkan, prodüktörlük yapan, filmler için besteler hazırlayan Batkovic, son olarak kendi stüdyo ve plak şirketini de kurdu.

2015’te ise Portishead’den Geoff Barrow, Batkovic’in akordeonuna hayran kalıyor ve grubu Beak’in alt grubu olarak turneye davet ediyor. Ardından yine Barrow’un kurucusu olduğu plak şirketi Invada ile el sıkışan Batkovic, 2017’de kendi adını taşıyan ilk solo albümünü Invada aracılığıyla yayımlıyor. Akordeonu kendi jargonunda sahneye taşıyan Batkovic’in fotoğrafa yansıyan hikayesinin başlıkları bunlar. Konseri öncesi Batkovic’e ulaştık ve söz şimdi onun…

 “Birinin seni sevmesi ya da sevmemesi için 10 saniyen var”

Jimi Hendrix, “İşin gerçeğini bilmek istersen, yapabileceğin en iyi şey müzik dinlemek. Dünyanın gidişatındaki büyük değişiklikler genellikle sanat ve müzik vasıtasıyla gerçekleşir. Dünyayı müzik değiştirecek. Müzik yalan söylemez anlıyor musun? Yanlış yorumlanabileceğini kabul ederim, fakat yalan söylemez” diyor. Bu yüzyılın absürtlükleri içinde icra etiğiniz müziği çok kıymetli buluyorum. Siz müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz ve hayatınızda nereye denk düşüyor?

 Müziğimle söylemek istediklerim konusunda bir planım var mı bilmiyorum ama müziğin bir şeyleri değiştireceğine ve insanların üzerinde bir etkisi olduğuna inanıyorum. Benim yaptığım, müzikte denediğimse; müziğimin insanlara ne verebileceğini düşünmemeye çalışmak! Çünkü müziğin kendisi çok önemli ve içinde insanlarla paylaşabileceğin kötü hiçbir şey yok. Tabii ki arkasında yaratabileceğin bir resim olabilir. Ancak sesin özü, bana göre huzur ve barış. Çünkü bizler zihinsel bir mağarada gibiyiz ve bu mağarada özgür olup da huzur bulmak çok zor. Mesela; benim konserlerime gelen dinleyicilerin, müziğimin içine girmesi için 10 – 15 dakikaya ihtiyaçları var.

Çünkü ilk dakikalarda insanlar kendilerini, gündelik hayatlarındaki sorunlarla meşgul ediyor, kafalarında bu düşünceler oluyor, ama 10 dakikadan sonra her şeyi unutup, müziğin içine giriyorlar. İşte ben, insanları böylesi bir ruh halinin içine sokmaya çalışıyorum. Onları oldukları yerden alıp, daha önce bulunmadıkları, başka bir yere götürmekten bahsediyorum. Çünkü son yüzyılın en büyük problemi ‘zaman kaybetmek’… Yaşlanıyoruz, şimdiye kadar olduğumuzdan daha da yaşlanıyoruz ve zaman kaybediyoruz. Artık yemekten zevk ya da müzikten keyif almak için vaktimiz yok. Hatta hayattan keyif almak için bile yok! Yaşlı insanları, verandalarında oturup, hiçbir şey yapmadan vakitlerinin keyfini çıkardıklarını görünce çok kıskanıyorum. Tüm bu olan bitene karşın bence, müzik toplumların aynası ve benim müziğim de bu aynanın bir parçası.

Sizin tariflemenizle; müziğinizin altyapısında Bach’tan Balkanlar’a, 7/8’lik Arap ritimlerinden elektronik melodilere dikkat çeken bir harmanlama söz konusu. Hatta bir röportajınızda, “Tek bir parçaya ait olacak zamanım yok” diyorsunuz ve ekliyorsunuz, “Müzik tek özgürlük ve evrensel dil…” Peki, son yıllardaki yapılan müzikleri, besteleri nasıl görüyorsunuz?

Hayatımda birçok ilhamım var. Çok sık farklı yerlere taşındığımdan, çok farklı kültür ve topluluklarla tanışma imkanı buldum. Fakat gördüğüm, bütün topluluklar, hep ne doğru ne yanlış söylemek istiyordu. Onların kurallarına göre yaşamayı da denedim. Ancak yakından tanıdığım bazı toplulukların neden diğer bazı topluluklarla problemi var, anlayamıyordum. Bu konuyu çok düşündüm ve sonunda herkesin aynı anda doğru ya da yanlış olamayacağına karar verdim. Müziğime baktığınızda, daha önce de söylediğim gibi kulağa elektronik müzik gibi geliyor. Çünkü benim ilk enstrümanım analog synthesizer. Ama bununla birlikte çalışmalarımda diğer müzik türleri de her zaman kendine yer bulabiliyor. Ben, Beethowen, Bach ve country tarzını da seviyorum. Genellikle müzik endüstrisinde, bunları karıştırmak yasakmış gibi telaffuz ediliyor.

Örneğin, senfoni orkestrasını rock’la harmanlayabilirsin ama yine de senfoni orkestrası hep klasik, rock grubu da hep rock çalar, yani bir nevi birleşmiyorlar. Kimse müziğini değiştirmiyor. Ben, bir şeyleri değiştirmeyi deniyorum. Söylenen, yaratılan hiçbir kurala uymamayı, sadece müziğin kurallarına uymayı deniyorum. Müzik evrensel bir dil ve bu bir enerji. O sebeple de sadece müziğin kurallarına saygı duyuyorum. Ne yazık ki günümüzde müzik dinlemek için de vaktimiz yok. Çünkü herkes bir izlenim yaratmaya çalışıyor. Sosyal medyaya baktığında 10 saniyen var, birinin seni sevmesi ya da sevmemesi için. Sadece 10 saniye. Bunda yanlış bir şeyler ve problem var diye düşünüyorum.

 “Sorun müziğin müzik için yapılmaması”

Yanlış bir şeyler var, derken sorunu ne olarak görüyorsunuz?

Diğer müzisyenlere saygısızlık etmek istemem, çünkü hepimiz hayatta kalmaya çalışıyoruz. Ama benim tek bir problemim var. Bana göre müzik çok önemli ve çok büyük bir şey. Mesela, müzik benim Tanrı’m ve ben ona hizmet etmek zorundayım. Bu bağlamda da müziğe yapılan her saygısızlık beni çok üzüyor. Bugünün müzisyenleri ve müziğiyle ilgili sorun, müziğin ‘müzik yapmak’ için değil; başarılı veya ünlü olmak ya da kişisel terapiler ya da egolar yüzünden yapılması. Müziğin bir şeyleri elde etmek için yapılmasından hoşlanmıyorum. Ben müzik yaparken, hiçbir şeye sahip olmak istemiyorum. Sadece müziğin kendisiyle hayatta kalmak istiyorum. Bu bağlamda da müziği sevebildiğim kadar sevmeye çalışıyorum.

 Bu müzikal yolculukta sizi büyütenler neler? Hatta şu anda aklınıza gelip de gülümseten neler var?

 Dünyada muhteşem müzikler yapan muhteşem müzisyenler var ve ben onları keşfetmeye bayılıyorum. Müziklerini dinlemekten keyif alıyorum. Keşfettiğimde yüzümü güldüren küçük küçük şeyler var hayatımda. Bir müzisyen olarak olduğun seviyenin bir önemi yok. Örneğin, tamamen yanlış söyleseler de yaşlılardan veya çocuklardan şarkı dinlemeyi çok seviyorum. Çünkü dürüst ve içten davranıyorlar.

İsviçre’de üç çiftçinin armonika çalıp, şarkı söylemesini keşfettiğimdeki gibi böylesi şeyler keşfettiğimde mutlu oluyorum. Bunun onların dünyası olduğunu biliyorum, çok masumlar ve orada çok mutlular. Kısaca, insanların müziği doğal ve masum bir şekilde kullandığını görmek ya da sahnede aynı enerji ve ruha sahip birini dinlemek; işte bunlar beni mutlu eden şeyler. Etrafımdaki insanlardan ve beni gülümseten her şeyden çok mutlu oluyorum.

Müzik enstrümanlarının bir süre sonra sahibiyle özdeşleştiği hatta öyle ki enstrümanlarını organları gibi gördüğü söylenir; bir kelimeyle tanımlasanız sizin akordeonla ilişkiniz nasıl?

Küçüklüğümden beri, bir rock grubunda gitar çalmak istiyordum, fakat bir gitarım değil, akordeonum vardı. Onunla epey yol kat ettik; bu enstrümanı ve sesini seviyorum. Ama insanların, bu enstrümanla ilgili kafasında yarattığı resmi sevmiyorum. Enstrümanımla olan ilişkimi bir kelimeyle anlatacak olsam “zorunlu evlilik” derdim. Bu benim şanslı giden ilk evliliğim.

“Sosyal medyada değilsen, bu dünyada yoksun”

Müziğinizle ilk defa tanışacak olanlar için bir cümle kursanız, ne olurdu? Bu arada neden ilk solo albüm için 2017 yılını beklediniz, zaman ya da başka   mevzular mı sizi bekletti?

 Beni ilk kez dinleyecek olanlar için, hep aynı şeyi söylerim: “Bir şey beklemeyin!” Müziğimin nasıl duyulduğunu anlatmak, oldukça zor, çünkü anlatmak için kelimeleri bulmak zor. Problem şu ki, müziğin sadece 10 saniyesini dinlersiniz ve ne anlattığımızı anlarsınız. Ancak dinlemezseniz, biz bütün gün konuşuruz, kimse de anlamaz. Bu yüzden beni dinleyenlerden hiçbir şey beklememesini rica ediyorum, sadece ‘açık fikirli olun’ diyebilirim. Diğer konuya gelirsek; müzik endüstrisinin hayranı değilim. Sistematiğiyle de arkadaş değilim. Hatta onunla bir savaş içindeyim. Ama onun için çalışan insanların hayranıyım, onlar benim arkadaşlarım. Albümümü erken çıkarmamamın nedeni de bu. Çünkü hayatım boyunca bu müziği çaldım. Yani şu şekilde gerçekleşmedi; 2017’de bir sabah uyandım ve “Aaa, bir akordeon albümü çıkarmalıyım!”  demedim.

Zaman, bu albüm için hazır değildi. Çünkü aslında 18 yaşımdayken de yapabilirdim, ama kimse dinlemezdi. Ve inan bana, ilk kez şirketlere gönderdiğimde çok kötü geri dönüşler aldım. ‘Müzik endüstrisi’ bana inanmadı. Onlara bu albüme güvenebileceklerini anlatmam çok uzun zaman aldı. Tabii etrafında seni bu noktaya getirecek insanlar da olmalı. Bu yüzden bana yardımcı olan ekibime minnettarım. Çünkü dünyanın en iyi müzisyeni olabilirsin, ama müzik endüstrisinden kimse seni desteklemezse ve sosyal medyada değilsen, bu dünyada yoksun demektir. Bu yüzden müzik yapmanın farklı yollarını aramaya çalışıyorum. Müzik endüstrisinin sadece sayılara, video kanallarına veya sosyal medyaya değil, müzisyenlere daha çok güvenmesini sağlamaya çabalıyorum. Çünkü gün sonunda mesele, sadece sosyal medyana bakıp, kaç beğeni aldığına dönüyor. Çok beğenin varsa iyisin, yoksa kötüsün.

Yazar W. Burroughs; ‘Müzik insanı olmadığı bir şey olduğuna inandırır, mesela mutlu’ diyor. Müzik sizi neye dönüştürüyor? Şarkılarınızda peşinden gittiğiniz his ve düşünce nedir?

Müziğin çok fazla enerjiyi harekete geçirme gücü var. Bir nevi zamanı durduruyor ve bu çok çılgınca. Mesela 15 dakikalık bir müzik dinliyorsun, sana 20 dakika gibi geliyor. Ya da hiç sevmediğin iki dakikalık bir müziği dinliyorsun, o da 30 dakika gibi geliyor. Müzik evrensel bir dil ve ben de seslerle insanlara titreşimler gönderiyorum. Bu titreşimlere frekans da diyebiliriz. Her şey bir dalga…

Bana göre, bir müzisyen olarak bu evrensel dili konuşabiliyorsun ve bu dalgalarla insanlara bir şeyler anlatabiliyorsun, bu bir mesaj. Bu aslında müzik yapma sebebim. Sesi takip ederek mesajlar vermeye çalışıyoruz. Müzik sadece eğlendirmek için yapılmamalı. O eğlence olur, müzik değil! Bence, hayatımızda müzik daha derin bir şey olmalı, en azından bir müzisyen olarak benim için böyle. Bir parçayı çalmaya başladığımda ya da bir beste yaptığımda derinlere iniyorum; siyah bir odaya, sadece kendimin ve müziğimin olduğu bir oda burası ve o anda dünya duruyor.

Film müzikleri, albümler, besteler, prodüktörlük, plak şirketi kurmak ve müzik eleştirmenleri tarafından aldığınız onlarca övgü… Bunların sizdeki, müziğinizdeki karşılığı nedir? Mesela, sizi her sabah yeniden uyandıran ya da besteler için masaya oturtan itici güç nedir?

 Müziğimin hediyesini aldığım zaman bir ödül gibi, mikrofonda, “Müziğime ve çalışmama inanan herkese teşekkür ederim ama inanmayanlara çok daha fazla teşekkür ederim” derim. Sabahları uyandığımda, gerçek ve bağımsız müziğimi yapmak için gerçek dünyayla ettiğim büyük kavgayı görürüm. Bu benim motivasyonum. Bunun arkasındaki en büyük itici güç ise aslında müziği sevmek. Müziği o kadar çok seviyordum ki; sonunda çok zor bir hayatım olmasına da hazırdım. Bütün bu başarıdan önce, hayatım çok zorluydu ve bunun kimsenin başına gelmesini istemem.

Ama o kadar çok direncim vardı ki ve bu direnç, müziğe duyduğum büyük sevgiden dolayıydı. Her sabah uyandığımda, bu hayatta yapmam gereken en gerçek şeyin ‘iyi müzik yapmam’ olduğunu düşünüyordum. Bunun tek çaresi ise çevreme karşı çok dayanıklı olmam ve savaşmamdı. Bana bir gazetecinin söylediği bir şey vardı: “Kapıyı kırıp geçebilecekken neden kapıyı çalıyorsun?” Ama önünde iki yol var. Biri müzik yapma hakkın için savaşmak, diğeri ise sadece müzik yapmak… Bu yol için dirence gerek yok sadece saf bir sevgiye ihtiyacın var.

 

“Bu kadar üzgün olma adamım”

Yapmak istediğiniz ya da olmasını istediğiniz müzikal anlamda kafanızdan ve kalbinizden neler geçiyor? Gelecek projelerinizi öğrenebilir miyiz?

 Dünyanın her yerinden insanları çevremde mutlu görünce, ben de mutlu oluyorum. Mutlu yüzleri ve kendileriyle barışık insanları görmeyi seviyorum. Müziğim için bir şeyler farklı, çünkü her zaman yapabileceğim kadar çok müzik yapmaya çalışıyorum. Ama her zaman böyle değil, bilirsin. Müzisyen olmak için her zaman çok çalışman gerekir. Sen konseri bir saat olarak görürsün ama aslında oraya seyahat edersin, otele giriş yaparsın, sound check vb. gibi birçok mevzuyla uğraşırsın. Bir buçuk saatlik müzisyenlik için 24 saatini verirsin. Her şeyin ötesinde, ben stüdyodayken ve üretirken çok mutluyum. Önümüzdeki iki ya da üç ayda içinde iki soundtrack için çalışacağım. Yapacağım birçok iş birliği var. Yakında çıkacak olan çok iyi ve başarılı müzisyenlerle işbirliği yaptığım bir EP var.

Müziğe ilk başladığınız zamanı düşünürsek, o yaşınız şimdi masada karşınızda oturuyor olsa ona ne söylemek isterdiniz, tek kelime, tek cümle?

O yaşımla şu an konuşabilecek olsam, “Bu kadar üzgün olma adamım, hayat beklediğinden çok farklı” derdim. Ben, başından beri, her zaman bu hayatta müzisyen olacağımı biliyordum. Kendime; “Kimseye inanma, müziğe ve asıl yaptığına daha çok güven, eğer buna inanırsan o sana gelecektir” derdim.

Son olarak müzikseverlere söyleyebileceğiniz bir cümle var mı; “bu da var, mühim” dediğiniz? Ya da aslında şu şarkı var dinleyin iyi geliyor dediğiniz?

Keşfedebildiğiniz kadar müzik keşfedin. Çünkü müzik her zaman toplumların aynasıdır. Ben, Her zaman dilediklerim, vazgeçilmezlerim arasında Beethoven, Bach ve folk müzik yer alıyor. Ve benim verebileceğim tek bir mesaj var: Benim istediğim insanlarla birazcık sevgi paylaşmak. Kötü bir şey değil! Eğer müziğim sadece tek bir insanın gününü, biraz daha iyi bir gün yapabiliyorsa, yaptığımın o zaman bir önemi ve anlamı oluyor.

Biliyorum, dünyayı kurtarabileceğimi, dünyaya yardım edebileceğimi düşünmem egoistlik gibi gelebilir. Ama ben böyle düşünüyorum, bu bir enerji… Çünkü insanlarla paylaşmak, insanlarla sevgiyi paylaşmaktır. Sevenlerime vermek istediğim mesaj bu; sevgiyi paylaşmak!

En iyi akıllı telefon seçildi

2 saatlik kritik görüşme!

Nereden nereye!

Mario Batkovic {$ nextTitle $}

Kaynak : https://www.cnnturk.com/kultur-sanat/bir-adam-ve-bir-akordeon-mario-batkovic

Lütfen beğeni ve paylaşın
error

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir